15 Eylül 2010 Çarşamba
Tarih yazıldı...
Turnuvanın geneline bakacak olursak yıldız yoksunluğundan dolayı sönük geçtiği söylenebilir ancak Sırbistan-İspanya, Brezilya-A.B.D., Arjantin-Brezilya, Türkiye-Yunanistan ve Sırbistan-Türkiye maçları kalite ve heyecan açısından üst düzeydi. Oyuncular genelinde bu şampiyona Sırp Teodosiç’i yıldız adaylığından yıldızlığa terfi ettirdi hatta böyle devam ederse 2-3 yıl içinde yeni bir Bodiroga veya Papaloukas izliyor olacağız. Bir başka yetenekli guard Kalneitis’de Litvanya’da Jasi’den sonra ortaya çıkan guard sıkıntısı şimdilik gidermişe benziyor. Litvanya’da Robertas Javtokası’da unutmamak gerekir, oyununu geliştirmeye devam ediyor. Milli takımımızda turnuvada yıldızı parlayan oyuncular gerektiği zaman gerektiği şeyleri yapan Sinan Güler ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ile Semih Erden oldu. Semih bu sene Boston’da alacağı kısıtları dakikaları iyi değerlendirirse çok daha önemli bir uzun olacak. Sırbistan takımı en yaşlısı 27 yaşında olan ve altyapılardan beri Koç Ivkoviç’in disiplini ile büyüyen yetenekli kadrosuyla turnuvanın en dikkat çeken takımı oldu. Geçen seneki Avrupa şampiyonasında final oynamalarının tesadüf olmadığını tüm dünyaya gösterdiler. 2011 Avrupa Basketbol Şampiyonası için benim favorim Savanoviç’li, Kesely’li, Bjelica’lı, Veliçkoviç’li ve tabi ki Teodosiç’li kadrosuyla kesinlikle Sırbistan.
Özetle; 16 yıl sonra yeniden Dünya Şampiyonu olan B takımı -ki bana göre Dream Team 3-oynadığı hızlı, sert ve agresif basketbolla bu şampiyonluğu sonuna kadar hak etti. Maçları dikkatle izlediğimizde bu takımın NBA oyuncularından rastgele seçim yapılarak değil koç tarafından gayet bilinçli bir şekilde oluşturulmuş olduğunu gördük. Seneye 2011 Avrupa Şampiyonası var, Litvanya, Sırbistan, başarısız olmuş İspanya ve Yunanistan’ın bu turnuvaya daha aç gelecekleri kesin ama bizim de şuan ki kadroyu ve oyun disiplinini bozmadığımız takdirde ilk 4 de yer alacağımıza inanıyorum. Son söz, Tanjeviç ve Turgay Demirel ikilisine…Bu Dünya Şampiyonasında ülkemize ve Türk basketbol’una olan borçlarınızın bir kısmını ödediniz 2011 deki turnuvada da buna yakın bir başarı gösterirseniz borçlarınız tamamen kapanacaktır duyurulur…
5 Eylül 2010 Pazar
GRUP MAÇLARININ ARDINDAN
26 Ağustos 2010 Perşembe
Alex Sorunsalı
Eski adıyla Turkcell yeni adıyla spor toto süper lig de sakatlık ve cezalı durumlar haricinde 912 gün sonra bir maça ilk 11 de başlamayan Alex’i yedek kulübesinde görmeye alışmadığımızdan olsa gerek medyada küçük çaplı bir fırtına koptu.
Eğer bir suçlu var ise Alex’i yedek bırakan Aykut Kocaman’da mı suçu aramak lazım yoksa 2004 senesinden beri sistemini ve bütün oyun düzenini Alex’e göre kurarak koskoca bir takımı bir oyucuya bağımlı hale getiren bundan önceki teknik direktörlerde mi? Esas sorulması gereken soru budur. Alex’in kişisel karakterini, profesyonelliğini ve 6 yıl boyunca takımına kazandırdıklarını inkar etmek nasıl büyük bir ayıpsa her koşulda ilk 11 de sahaya sürerek sihirbazlık yapmasını beklemek ve yapamayınca da medya tarafından gereksizce eleştirilmesine neden olmak da bir o kadar ayıptır bana göre. Sezon başında girişimlere başlayan yönetimin ancak aynı sezon ortasında transferini gerçekleştirebildiği Brezilyalı bir oyuncu nereden bakarsanız bakın büyük bir oyuncudur. Bu sezondan önce 2 farklı dönem Daum dahil olmak üzere hep yabancı teknik direktörler ile çalışmış olan Alex takıma yerli bir hocanın gelmesiyle 6 yıl sonra ilk kez yedek kalabileceğini görmüş oldu. İşin doğrusu da budur zaten. Aykut Kocaman’ın Ankaraspor’un başında oynattığı hücumu düşünen ve göze hoş gelen futbolu izlediğimde Alex ile sıkıntı yaşayacağı anlaşılıyordu. Geçen seneki sportif direktörlük görevinde dile getirmese dahi içten içe Daum’un oynattığı 1 atayım sonra geriye çekilip yatayım futbolunu beğenmediğini belli ediyordu. Şimdi tüm yetkiler onda ve ilk açıklamaları da hep güzel futbol, hücümu düşünen bir takım, kısa paslar ile organize ve basit bir futbol üzerine oldu. İşte Alex li sistemde –ki 4-4-1-1 olarak bahsedilebilir- tek forvet ile hücumu düşünen bir futbol mantıksız olacağından Aykut hoca direkt kafasındaki sistemi 4-3-3 olarak belirledi ve ona uygun transferler yapmaya çalıştı. Burada ileri üçlüdeki oyunculardan 2 si kanat ağırlıklı hızlı hücum oyuncuları, diğer oyuncu ise klasik tip santrafor özelliğindeki oyuncudur. Stoch, Dia ve Niang’nın alınma sebebi de budur ancak orta sahadaki üçlüde Alex’e yer verilebilir mi orası tartışılır. Eğer hem ofansif hem de defansif özelliği olan, koşan üç adet orta saha ile mücadele edilecekse elbette Alex yedek kalacaktır çünkü Alex’den yeni bir futbolcu yaratamayacağımızdan özelliklerinden maksimum oranda yararlanmak gerekir yani klişe bir deyişle sisteme göre oyuncu değil, oyuncuya göre sistem gereklidir.
2 farklı argümanı da savunanlar olduğu gibi- misal riijkaard’ın barış-ayhan-sarp üçlüsü ile ısrarla 4-3-3 denemesi gibi- benim tercihim oyuncuya göre sistemi elastikleştirmektir. Yani ben illa şu sistemi oynatacağım dan ziyade teknik direktör olarak ben hucüm ağırlıklı oynayacağım yada savunma ağırlıklı garantici futbol oynatacağım mantalitesiyle takımını yönlendirmelidir bana göre. Yeri geldi mi üst düzey bir Avrupa maçında Eto’o yu sol bek oynatmak, yeri geldiğinde Zico’nun yaptığı gibi Deivid’i forvet arkası veya serbest oynatarak en iyi sezonunu yaşatmaktır bahsettiğim.
Bu nedenle dir ki Alex gibi kaliteli bir oyuncu ve iyi bir futbol profesyonelinden direkt vazgeçilmemeli, futbolun sistemlerden öte basit bir oyun olduğunu düşünerek oyuncudan maksimum verim alınabilecek şekilde oyun düzeni geliştirilmelidir. Alex’ten yola çıkarsak tamamen benim düşüncem olmakla birlikte forvet arkası (ne demekse ya orta saha olur ya forvet) kullanıp forveti tek kişiye düşürmektense oyuncunun golcü özelliği ve bitirici paslarını göz önünde bulundurarak Niang ile beraber çift forvet oynatmanın daha mantıklı olacağı kanısındayım. Böylece 2 kanat ve 2 direkt orta saha oyuncusu ile basit anlamda klasik bir 4-4-2 bu takımı daha ileriye götürecektir.
Özet olarak, Aykut Kocaman ligin 5 veya 6. haftasında kafasındaki sistemi ve oyun düzenine karar vermiş olacak ve bunun Alex li mi Alex siz mi olacağını hep birlikte göreceğiz. Hani bir laf vardır “senle olmuyor sensiz de olmuyor” diye sanırım tam Alex de Souza için geçerli bir söz…(“dahi” anlamındaki “de” ayrı yazılır : )