Dünya Basketbol Şampiyonası’nda grup maçları sona erdi ve A grubu hariç diğer gruplarda birinci olan 3 takım da-ki Milli takım da buna dahil- 5 te 5 yaparak rakiplerine gözdağı verdi. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki gruplardaki Asya ve Afrika temsilcileri karşısında alınan galibiyetler çok fazla ciddiye alınmamalı zira esas turnuva İstanbul’da ilk defa resmi maçlara ev sahipliği yapacak Sinan Erdem Spor Salonu’ndaki 2.tur maçları ile başlayacak. Biz 2.tur eşleşmelerine geçmeden önce, grup maçlarına bir göz atacak olursak;
Kayseri’de maçlarını oynayan A grubunda çekişme son maça kadar yaşandı ve son maçta 2 sayıyla Arjantin karşısında kritik bir galibiyet alan Sırbistan grubu birinci sırada bitirdi ve B grubu dördüncüsü Hırvatistan ile eşleşti. (Bu yazı yazıldığı sırada Sırbistan bu kez 1 sayıyla kritik bir galibiyet daha alıp Hırvatistan’ı turnuvanın dışına itmiştir.) Bu grupta sürpriz Sırbistan’ı yenen Almanya’nın enteresan bir şekilde Avustralya’dan 35 sayı fark yemesi ve Angola’ya uzatmalar sonucunda yenilerek turnuvaya beklenenden erken veda etmesiydi. Gerçi gruptan dördüncü olarak çıksa bile 2.turda A.B.D. karşısında olası bir hezimet alacaklarından belki de kendileri için hayırlı olanı yaptılar. Ancak şu anlaşıldı ki Nowitzki bu takımın yarısı falan değil neredeyse tamamıymış, onsuz bir Almanya hiçbir varlık gösteremedi.
Efes cup da Türkiye karşısında izlediğim Arjantin işin açıkçası gözüme çok da korkutucu gelmemişti. Şu an itibariyle Dünya sıralamasında 1.sırada bulunan Tangocular Manu’nun yokluğunu Scola’nın ekstra performansı ile doldurmaya çalışıyorlar. Grupta aldıkları tek mağlubiyet onlar için pek de hayırlı olmadı zira ikinci olarak diğer grubun üçüncüsü Brezilya ile eşleştiler 2.turda. Futbolda 30 yıldır resmi turnuvalarda karşılaşmayan 2 takım bu kez basketbol sahasında kozlarını paylaşacaklar ve Arjantin’in işi hiç de kolay olmayacak ama yine de şahsi görüşüm topu paylaşmayı seven ve asiste dayalı bir basketbol oynayan Arjantin’in zor da olsa turu geçeceği yönünde.
B grubunda konuşulması gereken ilk şey sanırım A.B.D. nin performansı. Önce Hırvatlara 28 sayı ardından Slovenlere 22 sayı fark attıktan sonra herkes Brezilya maçında da böyle farklı bir sonuç beklerken Brezilya’nın yaptığı sert savunma ve topu dolaştırarak, sabırlı fakat hareketli hücumları ile neredeyse A.B.D. ye ilk mağlubiyetini tattıracaktı. Brezilya milli takımında Barbosa ve Splitter öne çıktı ancak Huertas’ın da katkısını unutmamak lazım ki bu kadro da A.Varejao ve Nene gibi iki önemli uzun yok. Asistleri ve oyunu çok iyi yönlendirmesiyle Brezilya, Hırvatları da mağlup ederek grubu üçüncü sırada bitirdi grubu. 2.tur eşleşmesindeki Arjantin maçında Huertas-Prigioni kapışmasını izlemek zevkli olacak.
Grupta sadece iki zayıf rakibi Iran ve Tunus’u yenip dördüncü olan Hırvatistan tecrübesiz koçu Josip Vrankoviç ve bir türlü sert savunma yapamayan kadrosu ile yine her zamanki gibi potansiyel hayal kırıklığı ile bitirecek turnuvayı (bkz.4 eylül Sırbistan maçı). Hırvatistan milli takımı yıllardır favori geldiği turnuvalara hep erken veda etmiştir ve sorunları da sanırım yeterince konsantre olamamaları ve oyunlarını gerektiği zamanlarda bir üst düzeye çıkaramamaları.
A.B.D. milli takımı –ki kendi deyimleriyle “B takımı”- hızlı hücumları, pivotsuz oynamaları, istedikleri zaman oyuna hükmetmeleri ve coach Kryziewski’nin disiplinden taviz vermeyen konsantre oyunu sayesinde grup maçlarını fire vermeden bitirdi. 2. turdaki rakip Angola ve bu maçın sonucunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Çeyrek finalde de büyük ihtimal Rusya ile karşılaşacak olan A.B.D. Milli takımı benim görüşüme göre yarı finale kadar pek de zorlanmayacak. Yarı finalde onları Litvanya-Arjantin-Brezilya üçlüsünden biri bekliyor işte o zaman A.B.D. nin gerçek potansiyelini görme şansımız olacak. Grup maçları sonunda takımda öne çıkan isimler liderlik vasfıyla Chauncey Billups, zaman zaman 4 numara oynamasına rağmen sayı potansiyeli ile Kevin Durant, hücumlarda sürekli patlama halinde olan ultra hızlı combo guard Russell Westbrook ve kısıtlı süre almasına rağmen çok iyi işler yapan beyaz pivot Kevin Lowe.
Bizimde bulunduğumuz C grubunda rakipler nispeten zayıf gibi görünse de Rusya ve Yunanistan’a karşı alınan galibiyetler finale kadar karşımıza A.B.D. çıkmayacağını da göz önünde bulundurursak oldukça umut verici bir durum gibi gözüküyor. Milli takımın oyun analizi başka bir yazının konusu onun için burada fazla bahsetmeyeceğim ancak Tanjeviç’in rahatsızlığından dolayı çok fazla aksiyon sergileyememesi ve buna istinaden oyuna ve rotasyona çok fazla müdahale etmemesinin takıma olumlu katkıda bulunduğu açık. Yunanistan’da Papaloukas’ın yokluğu fazlasıyla hissedildi. Kritik anlarda sazı eline almada Avrupa’da Bodiroga’dan sonra en etkili isim olan Papaloukas’ın yokluğunda Yunan milli takımında bu iş Spanoulis ve zaman zaman Diamantidis’e düştü ancak ikisi de Papaloukas kadar oyun zekasına ve soğukkanlılığa sahip olmadığı için Yunanistan kritik anlarda sınıfta kaldı. Bir de dikkati çeken diğer şey Yunanistan’ın rakibini basketboldan soğutan yıldırıcı, sert savunmasını yapamamasıydı. Takımın başında Yunan bir koç yerine Litvanya ekolünü benimsemiş Kazlauskas olması ve onun da savunmadan çok hücumu düşünmesi bu durumu açıklıyor sanırım. Rusya’ya karşı yenilmeye çıkıp İspanya ile eşleşmekten kaçan Yunanistan’ın 12 sayılık Y.Zelanda galibiyetiyle belalısı olan İspanya’nın kucağına düşmesini de ilahi adaletle açıklamak gerekir (Bu yazı yazıldığı sırada Yunanistan’ın kaderi çizilmiş ve yine İspanya’ya bu sefer 8 sayı ile mağlup olup erkenden evlerine dönmek zorunda kalmışlardır). Grubu ikinci sırada bitiren Rusya ise Y.Zelanda’yı geçse bile çeyrek finalde A.B.D. karşısında varlık gösteremeyecek ve benim görüşüme göre heyecan vermeyen ağır basketbolları ve eski şaşaalı kadrolarından uzak kadroları ile çeyrek finalde turnuvaya veda edeceklerdir.
D grubu kağıt üzerinde en zorlu grup gibi görünse de Litvanya belki de en sıradan kadrosu ile katıldığı turnuvada grubu 5 te 5 yaparak lider bitirdi. Bu sonuç onların nasıl bir basketbol ekolü ülke olduğunu açıkça gösteriyor. Jasikevicious yok, Siskauskas yok, Macijauskas yok Lavrinoviç kardeşler yok ancak genç bir kadro ve Kleiza önderliğinde gruptaki bütün maçlarını kazanarak 2.turda C grubunun dördüncüsü Çin ile eşleştiler. Büyük ihtimalle Çin’i de rahat geçerek Arjantin-Brezilya galibi ile çeyrek finalde karşılaşacaklar ki o maç izlenmeye değer. Grupta diğer bir favori İspanya son maçlardaki sonuçlara göre ikili averaj ile grubu ikinci sırada bitirdi ve çok sevdiği Yunanistan ile eşleşti. Onlarda alan savunması yapan takımlar karşısında pota altında iyi pas dağıtan bir Gasol’ün yokluğunu zaman zaman hissediyorlar. Calderon’un son anda sakatlanarak kadrodan çıkarılması ve guard ikilisinin şut özürlü Rubio ve Raul Lopez’e kalması ileriki turlarda onlar için dezavantaj olacak gibi. Ancak bu takımın son Dünya ve Avrupa şampiyonu İspanya olduğunu unutmamak gerekir ki İspanya turnuvalarda hep sonradan açılmış finalde de en iyi oyununu oynayarak turnuvaları kazanmış bir takımdır.(bkz.İspanya-Yunanistan 2.tur maçı)
Fransa turnuvadaki enteresan bir rakip olmakla beraber Y.Zelanda’yı bekleyen Milli takımımızla eşleşerek hayatlarının hatasını yaptıklarını düşünüyorlar. Onlar diş geçirebilecekleri bir Rusya beklerken son maçta hakacılara 12 sayı fark ile yenilince bir anda grubu dördüncü bitirerek rakibimiz oldular. Parker’sız bir kadro ile ülkemize gelen Fransa Batum, Gelabele, Diaw ve Pietrus gibi oldukça atletik ve hızlı oynayan oyuncularla daha çok hücumu düşünen ve rakip savunma yerleşmeden hücum yapmayı seven bir takım. Dış şutlarda etkisiz oldukları gibi millilerimizin yaptığı gibi sert bir alan savunmasına karşı ne yapacakları da şu an için meçhul. Ömer Aşık, Semih Erden ve 4 numara da oynadığı sürece Ersan ile Ali Traore ve Mahinmi’den oluşan Fransa pota altını karartacağımızı söylemek kahinlik olmasa gerek. Bu veriler ışığında Türkiye’nin Fransa’ya karşı favori olduğu gözükse de Fransa’nın grupta İspanya’yı tokatladığını da unutmamak lazımJ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder